Galatasaray 0-1 Trabzonspor (ÖZET)
Öncelikle merhaba dostlar, birkaç söz söylemek için açtığım blogta gönül verdiğim Galatasaray'ı anlatacağım. Sizlerden hiçbir farkı olmayan, taraftarlık müessesinde hiç bir iddiası olmayan bir birey olarak bundan sonra yazacağım postlarda bir yanlışım olduğunda şimdiden hoş görmenizi istiyorum.
Galatasaray, Trabzon ile oynadığı maçın anlatımını geçmeden önce maça nasıl bir atmosferde gittiğimizi hatırlatmak istiyorum. Geçen haftaki maçtan sonra bir anket yapılsa ezici çoğunlukla farklı kazanırız seçeneği çıkardı. Bu genel düşünce maçın anlamını biraz azalttı. Normalde Muslera'ya yapılan muameleyle alevlenen Galatasaray-Trabzon rekabetinde bu maçın atmosferi daha gergin olurdu. Eğer bizdeki rahatlık camiaya yayılmasaydı biz bu maçı kesinlikle kazanırdık diye düşünüyorum.

Maça gelirsek Galatasaray, beklendiği gibi maça topa hakim olarak başladı. Ancak maç başlamadan önce beklenilen baskı oyunda yoktu. Yaptığımız paslar, tehlike girişimi yaratmayan etkisiz paslardı. Golü yiyene kadar sadece Sneijder'in önünde kalan top dışında bir pozisyonumuz yoktu. Daha sonra top kapan Trabzon'un atağını savunamayınca golü yedik.
Golü detaylıca incelersek bir çok hatayı bulmak mümkün. Golün başlangıcında Selçuk'un geri koşup Castillo'yu kapatamayınca Castillo önünde muazzam bir boşluk buluyor.
Topu alan Castillo, karşısında dağılmış bir savunma hattı buluyor. Semih ile Ched arası 10-15 metre; ikisi de beklere yanaşmış atak karşılıyorlar(!). Savunma arkasına koşu yapan Bero, Carole'ün takip etmemesi sayesinde kaleciyle karşı karşıya kalıyor. Bundan sonrası zaten çorap söküğü gibi geliyor.
Golün ofsayt olduğunu düşünmeme rağmen bunu öne çıkarmak istemiyorum. Çünkü golü yiyene kadar yaptığımız fahiş hataların konuşulması bizi ileriye götürecek yoldur kanımca.
Golden sonra Galatasaray, ilk yarı sonuna kadar oyuna hakim olmaya devam etti ancak pozisyon anlamında evladım Bruma'ya bağımlı haldeydi. Takımdaki diğer evladım Carole'ün şutu ile yokladığımız Trabzon kalesinde Onur bu maç konsantrasyonun iyi olduğunu belli etti. O şutla 'bunlarda hep bize bileniyor' düşüncesi aklımdan geçmedi değil. Meğer 7 kişi kaldıkları maçtan bize kinleri varmış bilmiyormuşum. Maçtan sonra tüm çıplaklığıyla öğrendim tabi. Neyse geyiği keselim. Evladım Bruma'nın yaptığı slalomlarla kendimden geçerken; takım bir türlü organize atak yapamadığını fark ettim. Sahada Sneijder ve Podolski gibi taraftarın çok sevdiği iki futbolcumuz sahada yokları oynuyordu. (Bu iki futbolcuya daha sonra ayrıntılı değerlendirme yapacağım)
İkinci yarının başından itibaren Trabzon, daha çok kendi sahasında bekledi. Neredeyse bu yarıda Muslera'yı hiç görmedik. Ancak böyle anlatınca baskılı futbol oynadığımızı düşünmeyin. Çok pas yaptığımızı ve ayağımızda tuttuğumuzu söyleyebilirim ama pozisyon bulamadık. Bruma'nın slalomları ile heyecan yaşadık, Tolga'nın şutları ile heveslendik ancak bunları sadece bireysel girişim olarak görüyorum. Paslarla gelip, oyunu açarak gol girişiminde bir kez dahi bulunmadık. En çok hayal kırıklığına uğradığım durum bu. Çünkü topa sahip olan takımların bunu avantaja çevirmesi için yaptıkları pas organizasyonları ile tehlike yaratabilmeleri gerekir. Eğer sadece pas yapıp gol girişimlerine girmezlerse rakip takımlara kontra atağı fırsatı vermeleri kuvvetle muhtemeldir. Neyse ki bu maçta Trabzon'un en önemli iki silahı Castillo ve Bero sakatlık sebebiyle sahada yoktu. Onların yerine oyun zekası olmayan sadece koşan Yusuf Erdoğan vardı; böylece pozisyon tehlikesi yaratamadılar.
Bruma'yı eleştiren çarpılır ancak şu gibi pozisyonlarda en doğru pas seçeneğini inşallah seçmeyi öğrenir. Allah nazarlardan saklasın evladımı :)
Bu maç sonrasında takım hakkında çıkardığım bir kaç sonuç oldu. Topa hakim olan Galatasaray'da Sneijder çok önemli yeri var. Sneijder solda oynamayı çok seviyor ancak bu özelliği bizi kısıtlıyor. Sol kanat bazen 2 kanat varmış gibi kalabalık oluyor. Bu kalabalık, yeterli alanı bulamadığı için savunmak kolay oluyor. 10 numara gibi ortada pas dağıtsa, yapacağı koşularla Eren'in açacağı yerlere gitse daha etkili olabilir. Podolski ile birlikte istekli oynayınca bu takımı bir üst seviyeye çıkaran bu oyuncular bu maçta oyunda yoktular. Tabi ki bu oyuncuların bir maçlık kredisi var. Ama JoR hocam, hazır olmayan oyuncuları oynatmasa herkes için daha iyi olur.
Bu maçı bir kaza olarak gördüğüm için benim için giden sadece 3 puan. Ancak bu oyunun geliştirilmesi gereken yönlerini JOR hocam geliştiremezse biz maç kazanmakta çok zorlanırız. Bu takımın üretmede ciddi problemleri var. Seçtiğimiz topa hakim olma-bol pas oyunu bizim defansif zafiyetlerimizi kapatıyor; defoların açığa çıkmasını engelliyor. Pas yapmanın sayısı bizim için bu yüzden önemli bence. Ancak hücumda pasların sayısı değil niteliği öne çıkıyor. Biz ileride Bruma'nın driplingleri dışında gol bulabileceğimiz bir şablon seçeneğimiz yok. Böyle bir oyunda ileriye oyunu yığınca yapacağımız paslarla gol pozisyonuna girmeniz gerekir. Beklerin daha fazla oyuna girip oyunu açabilmesi gerekir. Bu maçta Carole'ün muhteşem performansı ile bunu biraz yaptık ancak sağ kanat ortada yok. Cavanda'yı Ts'de de beğenmezdim; buraya gelince çok çekingen bir performansı var. Kronikleşen sağ bek problemimizin bu sezonda devam ettiğini düşünürsek bunu normal karşılıyorum.
Ezcümle bu mağlubiyet benim için hayırlıdır. İnşallah gereken dersleri alıp oyunumuzu geliştiririz.
Özeti izlemek isteyen arkadaşları şuraya alayım--> Özet: http://vk.com/video_ext.php?oid=281837070&id=456239066&hash=89e9e0fbeadc9148&hd=2



Yorumlar
Yorum Gönder